Savaşta ve Barışta Dezenformasyon Yapay Zekâ Çağının Görünmez Orduları

Savaşta ve Barışta Dezenformasyon Yapay Zekâ Çağının Görünmez Orduları

“Savaşta ilk ölen şey gerçektir.”


Günümüzde hakikat yalnızca ölmüyor; aynı anda yeniden üretiliyor, çoğaltılıyor ve alternatif versiyonlarıyla birlikte dolaşıma sokuluyor. Sun Tzu’nun iki bin beş yüz yıl önceki tespiti hala gerçek: “Bütün savaşlar aldatma üzerine kuruludur.” O günden bugüne değişen tek şey, aldatmanın ölçeği ve hızı.


Bir zamanlar propaganda; broşürler, gazeteler, radyo yayınları, devlet kontrolündeki medya araçları üzerinden yürütülürdü. Mesaj sınırlıydı, yayılım görece yavaştı ve üretim insan emeğine bağlıydı. Bugün ise denklem çok farklı. Bir görüntünün hiç yaşanmamış bir olayı “kanıtlıyor” gibi üretilebilmesi, bir liderin söylemediği sözleri söylemiş gibi konuşturulabilmesi veya binlerce hesabın aynı anda tek bir anlatıyı dolaşıma sokabilmesi artık teknik bir mesele. Üstelik bunun için devasa medya yapıları gerekmiyor; algoritmalar, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ destekli içerik üretim araçları yeterli oluyor. Propaganda artık insan değil, makine ölçeğinde. İşte bu nedenle bugün karşı karşıya olduğumuz şey, klasik anlamda “dezenformasyon” değil; algoritmik propaganda.


Bunun en somut örneklerini Amerika - İran ya da İsrail - Filistin savaşlarında gördük. Dezenformasyonu makine ölçeğine taşıyan binlerce sahte hesabın, gerçek dışı görüntü ve bilgileri algoritmalar ile sayfa akışlarına taşıdıklarını öğrendik. Resmi hesaplardan, Malta’da bir havaifişek fabrikasının patlama anlarının savaş görüntüleri olarak yayınlandığına şahit olduk.  Bu operasyonların önemli bir kısmı yalnızca bilgi kirliliği yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal refleksleri, siyasi algıları ve uluslararası kamuoyunu şekillendirmeyi hedefliyor.


Geçmişte propaganda herkese aynı hikâyeyi anlatmaya çalışırdı. Bugün ise herkes farklı bir hikâyenin içine yerleştiriliyor. Aynı olay, farklı kullanıcılar için tamamen farklı anlam çerçeveleriyle sunulabiliyor. Bir kesimde öfke, diğerinde korku, başka bir kesimde ise güvensizlik üretiliyor. Ortak gerçeklik zemini görünmez biçimde parçalanıyor. İnsanlığın, uzlaşma kapasitesi sakat bırakılıyor.


Yapay zekâ destekli görsel üretim araçları, sahte videolar, bağlamından koparılmış kayıtlar ve koordineli bot ağları bu yeni düzenin temel bileşenleri haline gelmiş durumda. Savaş alanlarından siyasal krizlere, ekonomik tartışmalardan toplumsal olaylara kadar geniş bir spektrumda aynı mekanizma çalışıyor: Gerçeği çarpıtmak değil, gerçeğe olan güveni aşındırmak.


Hannah Arendt’in dediği gibi: “İnsanların yalanlara inanmasının sonucu, yalanı gerçek sanmaları değildir. Sonuç, artık hiçbir şeye inanmamalarıdır.”
Bu nedenle dezenformasyon artık bir iletişim problemi değil; bir güven altyapısı problemi. Bir ulusal güvenlik meselesi. Aynı zamanda bir toplumsal istikrar meselesi. İletişim profesyonelleri açısından bakıldığında ise yük belirgin biçimde ağırlaşmış durumda. Bir dönem iletişim başarısı görünürlükle ölçülürken, bugün görünürlük kadar güvenilirlik de stratejik bir metrik haline gelmiş durumda. Bir dönem anlatının peşindeydik. şimdi ise anlatıdan önce gerçeğin peşinden gitmek zorundayız.


Bir fotoğraf gerçekten o gün mü çekildi?
Bir video gerçekten o olayı mı gösteriyor?
Bir açıklama gerçekten o kişiye mi ait?


Belki de mesleğin gündemine ilk kez bu kadar yoğun biçimde doğrulama girmiş durumda. Çünkü bazen bir merminin ulaşamadığı yere bir görüntü ulaşabiliyor. Hannah Arendt'in yıllar önce işaret ettiği tehlike de buydu. İnsanlar yalanlara inandıkları için değil, sonunda hiçbir şeye inanamadıkları için kırılgan hale geliyorlar. Barış zamanlarında bunun sonucu toplumsal kutuplaşma oluyor. Savaş zamanlarında ise çok daha ağır. 


Bugün yapay zekâ bize içerik üretmek için benzersiz imkânlar sunuyor. Peki bizler bu araçları gerçeği görünür kılmak için mi kullanacağız, yoksa gerçeğin üzerini daha kalın bir sis tabakasıyla örtmek için mi? Önümüzdeki yıllarda iletişim dünyasının en önemli etik tartışmalarından biri muhtemelen bu olacak. 
Savaşların kaderini ordular belirleyebilir. Ama toplumların kaderini, neyin doğru olduğuna dair ortak inançları belirler. Bugün yapay zekâ çağında korumamız gereken şey yalnızca verilerimiz ya da ağlarımız değil; hakikatin kendisi.


Çünkü barış, insanların aynı gerçeklik üzerinde konuşabildiği yerde mümkündür.

Mustafa Kaya