“AI Washing” ve toplumsal Alzheimer tehlikesi!

“AI Washing” ve toplumsal Alzheimer tehlikesi!

“Ben seni unutmak için sevmedim…”
Ama neden sevdim, onu unuttum…
Çok da karamsar olmak istemiyorum ancak iş dünyası, medya ve toplum olarak tarihi bir eşikteyiz: Artık bir şeyleri neden sevdiğimizi, nelere güldüğümüzü, neye inandığımızı ve en önemlisi de neyin gerçek olduğunu unutuyoruz.

Bir dönemin iş dünyası kutsal kâsesini bulmuş gibiydi: Sürdürülebilirlik. Yönetim Kurulu odalarından kreatif ajans masalarına kadar herkes aynı yeşil dili konuşuyordu. Markalar karbon ayak izlerini sıfırlıyor, ambalajlar bir gecede yeşil ruh kazanıyor, her manifesto doğayı kurtarma vaadiyle başlıyordu. Sonra pek çok trendde olduğu gibi o kaçınılmaz kırılma yaşandı. Bazı şirketler gerçekten dönüşürken, bazıları da sadece dönüşümün dekorunu yaptılar. Güven endüstrisi, sistemin ıskartası bu canavara bir de isim verdi: Greenwashing.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike ise yeşil ambalajların arkasına saklanmaktan çok daha büyük. Bu kez bizzat hakikatin kumaşı tel tel sökülüyor, toplumsal hafıza geriye dönük imha ediliyor.

Yapay zekâ artık sadece bir verimlilik aparatı değil; geçmişi ve haberi şimdilik belirli bir süre de olsa geriye dönük olarak yeniden tasarlayan bir simülasyon makinesi. Bugün bir tıkla eski bir gazete manşeti hiç yaşanmamış bir olayla değiştirebiliyor, dijital arşivler sinsice manipüle edilebiliyor. Wikipedia’da işine gelmeyen bir tarihi gerçeği değiştiremediği için kriz çıkaran figürlerin ‘sanal’ dokunuşu, kendi geçmişini temize çekmek için dijital ayak izlerini yapay zekâ fırçasıyla silmeye çalışanların çabası neredeyse ‘vaka-i adiye’ oldu.

“AI Washing” ve toplumsal Alzheimer tehlikesi!
Görsel Gemini ile oluşturulmuştur

Şimdilik bir içerik üreticisinin Aşk-ı Memnu finalini değiştirip Bihter’e kung-fu yaptırmasına ya da Kemal Sunal filmi sahnelerinin ‘edit’lerine gülüyoruz. LinkedIn’de “case study” olarak alkışlıyoruz. Fakat bu, buzdağının sadece şirinleştirilmiş yüzü. Aynı teknoloji; yakın tarihin en kritik toplumsal kırılma anlarını, gazete kupürlerini ve kolektif belleği kemiriyor. Hakiki ve saf bilgiye ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor ve bazen de imkânsızlaşıyor.

İşte tam bu kaosun ortasında sahneye AI Washing çıkıyor.

Artık neredeyse her ürün “AI destekli”, her platform “yapay zekâ tabanlı”. CMO’ların, Brand Manager’ların ajandalarında ilk üç madde yapay zekâ entegrasyonuyla başlıyor. Oysa perdenin arkasına geçtiğimizde gördüğümüz şey çoğunlukla şu: Yapay zekâ, ürünün kalbindeki teknoloji değil; pazarlama metninin merkezindeki köpükten, ışıltılı ifadelerden ibaret. Hep beraber dikkat etmez ve süreci doğru yönetmezsek, bu köpüğü büyüterek teknolojik bir illüzyon yaratmamız kaçınılmaz olacak. Arka planda gerçeğin sarsılmasına ve bilgi kirliliğinin bir toplumsal Alzheimer’a dönüşmesine zemin hazırlayacak olmamız da cabası.

Peki ya yirmi yıl sonra ne olacak?

Orijinal bir gazete manşetini hiç görmemiş, o dönemin kültürel ve siyasi bağlamını solumamış bir kuşak için hangisi gerçek olacak? Arşivdeki asıl hakikat mi, yoksa yapay zekânın estetik manipülasyonlarla push ettiği yani ‘gözümüze soktuğu’ kusursuz yalan mı? Referans noktalarımız silindikçe, geriye sadece derin bir güven krizi mi kalacak?

Tam da bu yüzden, markaları yöneten profesyoneller olarak sorumluluğumuz artık sadece “büyüme rakamları” veya “etkileşim oranları” değil. Yeni çağda markanın en büyük sorumluluğu, hakikatin muhafızı olmaktır. Eğer markalar sırf “teknolojik trende ayak uydurmuş görünmek” için AI Washing yalanına ortak olurlarsa, tıkadıkları güven kanalının altında ilk kendileri kalacaklar. Tüketici yarın sadece karbon ayak izinizi değil, dijital dünyada bıraktığınız dürüstlük ayak izinizi de sorgulayacak. Omurgalı ve vizyoner bir marka olmak, yapay zekâ ile üretilen pazarlama maskelerini kullanmayı reddetmekten geçiyor.

Bu yapay zekâ çılgınlığı, veri ambarlarımızı doldurur ve verimlilik raporlarımızı sayısız versiyonla çoğaltabilir. Peki, yapay zekâ bizim işlerimizi ve cirolarımızı beslerken; silinme/bulanıklaşma riski altındaki insani hafızamızı, aşınan güvenimizi ve yok olan gerçeğimizi kim besleyecek?

Bırakalım 20 yıl sonrasını, daha yeni sona eren Ankara’daki NATO Zirvesi ile ilgili üretilen fotoğraf, video ve diğer içerikleri gelecek kuşaklar nasıl okuyacak. Hangisi gerçek, hangisi üretilmiş nasıl ayıracak? Ve dahası tarih nasıl yazılacak? 

Ey Bu Topraklarda Özgürce Yaşamak İsteyen Arkadaş!

Etkileşim şehvetinden kaçın ve gerçeğin iletişimini yap. Çünkü düşünce özgürlüğün, zihnin, aklın ve ruhun tehlike altında…

Mustafa Kaya